Gümüşhane Şiir Sitemize hoşgeldiniz, 18 Temmuz 2019

Azap Saatler/ vazgeçmişim

Daha kaç kere kazacağım tanrılarınızın mezarını.
Bukaçıncı tabut geleceğimin geçmiş olduğu.
Ulan dokunmayın güvercinlerime,
Dokunmayin …
bırakın özgürlük içinde ekmeğe uçsunlar.
Ulan iyi ya da kötü yokluğu bir sevgilinin hatrina ,
bari ölümden kılpayı kurtulmuşluğumun hatrina dokunmayın hayatıma.
Elbet benim de vardır kendi hudutlarimda çiçeklere vereceğim,
ya da isminde ki yıldızlara şarkı söyleyeceğim…
Ne bileyim,
belki de yalan soyleyen benim
Ya da öyle diyor masallar,hikayaler…
Canı cehenneme benden yana olmayan zamanların.
Söktüm duvardan saati,
ne de soğuk şimdi bedenim
Biliyorum bilmediklerim birer bilmece
Kızgınım,kaç zamandır bir yanardağ parmak uçlarım.
Ateşin aç bekleyen muradı,
Sancısı alevlerin
terleyen yataklar
günahlar sevaplar…
Kaçıp da kurtarabildiğim ne kadar toprak varsa hepsinde havarilerin izleri.
Oysa açlık yokluğunda ta kendisi
biraz oksijen,biraz da su, zaman kaplarda
Haksızlığın haklıda iyi ederliğini düşünüyor
ve nedensen penceresiz ölümler görüyorum
Ah!
Avuçlarım yakut,tırnaklarım elmas
yumruklarımı soluyorum
kazıyorum tanrı amonun sarayını
intikamı kanlı olmalı Yusuf’un
fikrim dibine dikiyorum ismim ağaçları
birileri sıcacık insanlıklarına doğru uçuyor uykularda
Ki sonbahar…

Kim kazacak içini insanların
vurdukça suçsuzum diye ağlayan kan
nasılda beş dakikalığına hayvan oluyor
nasılda yalan söylüyor seviyorum diye
duyuyorum altının,gümüşün paranın petrolün nihayetini
en azılı ceplerde parlayan madenler
nasıl da sömürüdür bazı gözyaları
nasıl da annedir ve nasıl da babadır iyilik
ve nasıl da neşelidir ikisinin arasinda çocukça kalmak
hadi ben şimdi kağıttan bir gemi yapsam
kim deniz olur,
kim kıyar düşlerine
kim koynunda bir hayatla gelir yarın kucaklara
kim anlar ki suyun suya olan imtihanını

oysa dediğim,diyeceğim gülücükler arasında arzulanan yol
hani yürümek, ucmak veya mavi gökyüzünün icadı
elbet çok yaşarız
tükenmez bildiğimiz kalemlerin
doğurgan şiirlerine aşık
elbet ağaçlar kuşlarla dolup taşar
ki biliriz yeşilin bulutlarda ki sırrını
bir gün silah kadar kalem de tutarsa ellerimiz
yazarız zamanı,,
anlatiriz ayriliklarin catlamis toprak dudaklarini
ki varlığımız mahkumiyetler sonrasıdır
beyaz ufuklar görüyorum;
ayrıldığımız limandan teslimiyet
hani bu mutluluğun devir teslim töreni
içimde ki arzular,neyim varsa
sandalımız meleklerle dolu…

Yaşamak icimde ki serseri bir dokunuş
nedir ki dünyanın olabilirlik sorgusu
deli dolu rüyaların asma köprülerinde ?
Hani ölüm bunalım kimyasında
bütün acıları azat eden bir gerçek.
Şimdi bir ocak yaksam,
kim gözyaşlarını ısıtır ki?
Hani benim sevgilim?
Hani nerede?
Hani benim gözyaşlarım,
hani sevgilimin yastığı,
hani o’na akıttığım yaşlar?
Kim pişirecek ağlayışlarımı?
Umudum yaşlanmışlığımı emziriyor
kol kanat gerdiğim her yerde bir belirsizlik
soframda bir cenaze şiir bağdaş kuran
kimdir,kimedir kimindir nasip
dilimleyip durdum gençliğimin mutluluğunu
ne bir sevgilim vardı ne de sevgilimle olmuş ben
elbet Azrail’in sorgusu can katar kendi selamına
bu anlattıklarım bir öyküdür
bütün gemiler acılardan kalkar
bir suçum vardı sevmek;
ne bana ne de dünyama ait olan.
kendimi görüyorum;
son kez yıldızları düşlemiş
uçsuz bucaksız gelincik bir tarlaya gömülü
ne lacivert bir bakışlı sevgili
ne de bir ben
vazgeçmişim
yeminlerle ayakta durarak
ve ihtiyar kollarımda masum çocuklar türemeden
bir şiiri daha nazlı kaderlerin çırpınışı etmeden
vazgeçmişim
son kelimelerimi yolcu ederken…

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.