Gümüşhane Şiir Sitemize hoşgeldiniz, 24 Kasım 2017

Niyazi Özgür YÜCE

Niyazi Özgür YÜCE

1 Mayıs 1970 yılında Gümüşhane’nin Özcan Mahallesi Değirmenbahçe semtinde doğdu. İlkokulu Gümüşhane’de Dumlupınar ilkokulunda, orta ve lise tahsilini İstanbul’da tamamladı. Marmara Üniversitesi Fizik bölümünde başladığı yüksek tahsilini Anadolu Üniversitesi Kamu Yönetimi bölümünde tamamladı. Ülkesinin birçok kentini dünyanın bazı ülkelerini gezdi; memleketinden güzelini görmediğini söyledi. Öğrenci oldu, esnaf oldu, işçi oldu, işsiz oldu, Yaşama ümidini, toprağı, memleketinin dağlarını ve insanlarını çok sevdi.
Yaşayabildiği kadarını yazabildiği kadar yazdı. Esnaf Haydar’ın Hikâyesi Niyazi Özgür Yüce’nin ilk şiir kitabıdır.

İHVAN FORUM Röportajı:

Şair bu dünyada yaşamıyor sanki!
Niyazi Özgür Yüce’ye şair olmakla alakalı sorular yönelttik, samimî cevaplar aldık.

Kendisini tanıtan yazıya “Ülkesinin birçok kentini dünyanın bazı ülkelerini gezdi; memleketinden güzelini görmediğini söyledi. Öğrenci oldu, esnaf oldu, işçi oldu, işsiz oldu, Yaşama ümidini, toprağı, memleketinin dağlarını ve insanlarını çok sevdi” diye not düşülmüş. Çok göz önünde olmak istemeyen, fotoğraf çektirmeyi pek sevmeyen bir şair N. Özgür Yüce. Bizi kırmıyor, sorduğumuz sorulara içinden geldiği gibi cevap veriyor, hatta bazı sorularda susma hakkını kullanıyor, sonuçta ortaya keyifli bir söyleşi çıkıyor.
1970 Gümüşhane doğumlusunuz. Marmara Üniversitesi’nde Fizik okumuşsunuz biraz, sonra Anadolu Üniversitesi Kamu Yönetimi’nden mezun olmuşsunuz. Size dair sadece bunları biliyoruz. Bu bildiklerimize başka neler eklemek istersiniz?
1 mayıs 1970 Gümüşhane doğumluyum. Benim doğduğum yıllarda babam insanların çok daha duyarlı olduklarını anlatmıştı bana. Doğum günümde babamın bana yazmış olduğu şiirde babam şöyle kayıt düşmüş:
Doğduğun günlerde
Zincirler uygarlığın çarkını süslüyordu
Vietnam’da, Laos’ta, Kamboç’da
İnsanlar ölüyordu.
Gümüşhane doğumlu olmamı kendi hayat serüvenim içerisinde çok önemli görüyorum. Bir yöreye ait olma duygusuna sahip olmanın İstanbul gibi büyük metropollerde hayata gözlerini açanlarda hep eksik kalan bir şey. Ben bunun çok büyük bir şey olduğunu düşünüyorum. Doğanın bütün renklerini özümsemek ve tüm seslerini duyabilmek, gelişmekte olan genç dimaların ruhlarının şekillenmesinde çok önemli.

Ortaokul sonrası İstanbul’a alışma devresi ve hayatımda kopuk bir zaman dilimi olarak tanımlanacak bir süreçti. 14 yıl kadar süren üniversite dönemi hayatı tanımlama ve anlamlandırma sürecimdir. Sonrası yağmur sonrası serinliği gibi bir şey.. Renksiz ve herkesin yaşayabileceği sıradanlıkta ve sıkıntı sarmalında… Evlenip çoluk çocuğa karışmış herkesin yaşamındaki sıradan acıları ve açmazları yaşamış ve yaşamakta olan sıradan bir insanın hayat macerası.
Kaknüs Yayınları’ndan çıkan “Esnaf Haydar’ın Hikayesi” isimli bir şiir kitabınız var. Eski bir devrimcinin yorulduğu, hayatı artık bir seyirci gibi takip etmeye başladığı zamanları görüyoruz sanki onda. İnsanın içini acıtıyor biraz. Kimdir Esnaf Haydar?
Bir şiir kitabında okuyucu kendini tanımlayacak bir şiir veya en azından bir mısra bulabiliyorsa maksat hasıl olmuştur, derdi babam. Esnaf Haydar, aile sorumluluğu olduğu için her akşam evine ekmek götürmek zorunda olan, kendi faturasını kendisi yatıran, düşünen, hedefleri ile yaşadığı hayatın zorlukları arasında bocalayan biridir. Bu topraklarda yaşayan herkesin bir tarafında zulme karşı isyan duygusu vardır. Bu zaten insan olmanın bir gereğidir. Kimimiz bu duyguyu eyleme dökeriz, kimimizinse bir taraflarında ince bir sızı olarak kalır. Fakat aslolan bu duygunun içselleştirilmesi ve bir tarafımızda hep yaşatılmasıdır. Bu topraklarda yaşayan herkesin bir tarafı devrimcidir. Esnaf Haydar mısralarda kendinden bir parça bulmuş olan herkestir diyebilirim.
İnsan neden şiir yazar? Yetenekli olduğu için mi, yazmadan duramayacağı için mi, zararlı bir alışkanlık mıdır bu yoksa?
Benim için bir eğitim sonrası yaşanan haldir. İlkokul 1. sınıftan itibaren babamın yönlendirme yardımlarıyla başladı benim maceram. Sonrasında hayatın bir parçası oldu. Yetenek mutlaka önemlidir fakat bazı şeyler çalışarak da kazanılabilir. Ben şiire merakı olan arkadaşlara tek bir şeyi tavsiye ederim; o da kendilerini çok etkilediğini hissettikleri şairleri okumaları. Eğer bir kitap çıkarma gibi hedefleri varsa sonraya ertelesinler. Ben kendi kuşağımdan çok büyük ve etkili şairler çıkacağı kanaatinde değilim; çünkü büyük şairleri yetiştiren sosyal ve siyasal stresler ve kırılmaları bizim kuşağımız yaşamadı.

Şiir yazmakla, yayımlamak çok farklı şeyler. Şiirleri kitaplaştırmak için, sadece “şiir yazıyor olmak” yeterli değil sanki. Şiirlerin basılması için insanların okumalarını gerekli gördüğümüz bir mesaj mı olmalı?

40 yaşımdaydım yazdıklarımı yayımlama cesaretini kendimde bulduğumda. Ne kadar şiiri çöpe attığımın hesabını da tutmadım. Bunca eziyetin de bir gayesi olması son derece normal. Amaçsız gayesiz insan olur mu? Sanat tabulaştırılmamalıdır ve her şeyde olduğu gibi o da eskimez ve pörsümez, yeninin emrinde ve hizmetinde olmalıdır. İnsanların okumaları ve faydalanmaları için yazılmayan bir şiirin ne kıymeti olabilir ki? İnsan en değerli ve kıymetli varlık. Her sınıftan insana hitap etmeyen ve değer vermeyen bir şair ve şiir anlayışının insana uzak, yaşanan hayata uzak muğlak ruhsuz duygusuz mısraların değeri de kendileri kadardır.

Şiirin yüzde kaçı hüzündür sizce?
Son katıldığım bir şiir gecesinde edebiyat dergilerinin tirajı olmadığından, şiir kitaplarının yakın bir zamanda okuyucu bulamayacağı için artık basılamayacağından bahisle bir konuşma yapılmıştı. Bu, şiirin yüzde kaçının hüzün olduğu sorunuzun cevabıdır. İnsanın duyguları olmadığını düşünüyor sanırım çoğu şairlerimiz. Hiçbir şairimizin geçim derdi yok sanki ve hiçbir şairimiz hayata dair yaşadığı acıları şiirinin bir parçası olarak görmüyor. Kimsenin başı ağrımıyor, kimsenin ayağı bir taşa takılmıyor. Sanki hiç kimse bir şeye inanmıyor ve kimsenin bir dava sancısı yok. Taksim meydanındaki taş heykel bile rüzgardan yağmurdan etkileniyor da, sanki bizim şairlerimiz hiçbir şeyden etkilenmiyorlar. Birileri öylesine yüksek irtifada seyrediyor ki, sanıyorsunuz bu ülkede yaşamıyorlar. Öylesine seküler ve renksiz bir dünyada şiirler yazılıyor ki doğal olarak da bu dünyanın insanları (!) o dünyanın şiirlerini okumuyorlar.
Bir şair hayata daha farklı mı bakar? Eve girdiğinde önce sessizliği mi duyar mesela? Var mı böyle bir şey?
Zor bir soru …Susma hakkımı kullanmak istiyorum.
Peki o zaman, konuyu biraz değiştirip, şiir yazan, bu konuda bilgi sahibi olmak isteyen arkadaşlar için soralım: Kalemi elimize alıp şiir yazmak için masaya mı oturacağız, yoksa kalem-kağıt hep yanımızda olacak ve “o an” geldiğinde yazmaya aniden mi başlayacağız? İşin ilhamî boyutunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Hayatımda bu durumla birkaç kez karşı karşıya kaldım. İlham çok büyük fay hatlarının ortaya çıkardığı olağanüstü durumları ifade eder benim hayatımda. Fakat elinde kalemle dolaşan duygu yoğunluğu kişileri de tanıdım ki, bu Allah vergisidir.
“Geleceğe dair emin olduğumuz tek şey öleceğimizdir” diyordu birisi.. Ama planlar da yapıyoruz elbet. Sizin yakında yapmayı planladığınız şeyler neler?
Bu dünyanın çivisini ben sökmedim
– bulmaya çalışıyorum.
hayattayım
ve çalışıyorum
bir oğlum var
aydınlık bir
dünya bırakmak istiyorum
hepsi bu.
Sohbet için çok teşekkürler. Sizi tanımak güzeldi.

Şaire Ait Şiirler